KADEM: ' EŞCİNSELLİK SAPKIN BİR EĞİLİMDİR'

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Başkanı Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar'ın da katıldığı basın toplantısında, sosyal medya başta olmak üzere farklı mecralarda yürütülen karalama kampanyasına cevap verdi.

KADEM: ' EŞCİNSELLİK SAPKIN BİR EĞİLİMDİR'

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Başkanı Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar'ın da katıldığı basın toplantısında, sosyal medya başta olmak üzere farklı mecralarda yürütülen karalama kampanyasına cevap verdi.

KADEM: ' EŞCİNSELLİK SAPKIN BİR EĞİLİMDİR'
11 Temmuz 2019 - 13:35

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Başkanı Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar'ın da katıldığı basın toplantısında dernek hakkındaki iddialara cevap verdi. Dernek binası, uluslarası fon, çocuk yaşta evlilik, eşcinsellik, feminizm, İstanbul Sözleşmesi gibi konulara değinen Dr. Gümrükçüoğlu'nun açıklamasından öne çıkanlar şöyle:

DERNEK BİNASINA FAHİŞ FİYATLAR ÖDENDİ İDDİASI

Dernek binası KADEM vakfının mülküdür. KADEM'e yapılan bağışlarla özel bir şahıstan satın alınmıştır. Yani kamudan tahsisli değildir. Tapu kayıtları açıktır ve ortadadır. İddialardaki gibi herhangi bir kira ödemesi söz konusu değildir. Genel olarak KADEM de diğer her STK gibi özel bağışlarla ayakta durmaktadır.
Derneğimizin giderleri, Dernekler Masası tarafından; vakfımızın giderleri ise Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denetlenmektedir. Buna rağmen biz kendi inisiyatifimizle bağımsız denetçi marifeti ile de hem derneğimizi hem vakfımızı rutin olarak denetime tabii tutuyoruz. Yani bu alanda alnımız açık yüzümüz ak.

KADEM HİÇBİR ULUSLARARASI VAKIFTAN FON ALMADI

KADEM, hiç bir uluslararası bir vakıftan fon almamıştır. Böyle bir başvuruda da bulunmamıştır. Ancak ülkemizde rahat bir şekilde çalışmalar yürüten pek çok vakıf bu tür uluslararası vakıftan fonlandığı halde onların mercek altında değil de KADEM'i öne sürüp sanki KADEM'in böyle bir fonu varmış gibi ortaya sürmek hatta ve hatta KADEM'in kaynağını "Soros" ifadesiyle bir arada zikretmek bir iftiradır.

AB, BM ve İslam Kalkınma Bankası gibi uluslararası organizasyonların ülkelerin STK'larına sağladıkları fonlara gelince biz de diğer her STK gibi proje yazıp gönüllü toplumsal hizmetlerimizi bunlarla finansman sağlamaya çalışıyoruz. Bu anlamda Dışişleri Bakanlığı'na bağlı AB Başkanlığı'nın açmış olduğu AB programları hibelerine elbette başvurduk. Kabul aldığımız projeler oldu, almadıklarımız oldu. Bu başvurularda herkese açık, rekabet temelli, hesap verilebilir, değerlendirme ve denetleme aşamalarında çok şeffaf yürüyen süreçlerdir.

Özellikle AB tarafından Türkiye'ye sağlanan kaynaklar kapsamında kadının siyasete ve ekonomiye kattığı fayda, mülteci kadınların topluma entegrasyonu gibi projelerimiz kabul gördü.

Neticede kendi gündemimize uygun projelerde başvuruda bulunduk ve bu projelerin oluşturulması, paydaşların ve çıktıların belirlenmesinde ve bütün süreçlerde de projeleri biz yönettik.

TOPLUMSAL CİNSİYET MESELESİ

Bu alanda da ciddi bir anlam kargaşası var.

Herkesin bildiği gibi cinsiyet kadın ve erkeği işaret eder.Üçüncü bir cinsiyet yoktur.

Toplumsal cinsiyet ise literatürde kadın ve erkeğe kültürlerin, toplumların yüklediği rol ve görevleri ifade etmek için kullanılır. Bu roller de şüphesiz toplumdan topluma değişebilir. Örneğin bazı toplumlarda evlenirken çeyiz getirmek kadının göreviyken bazı toplumlarda bu görev erkeğe düşmüş olabilir. 

İşte bu durum farklı kültürlerin kadın ve erkekten beklediği sorumluluklar ve roller anlamında buna bir örnektir. Bu rollerin dağılımı ne yazık ki her zaman adil ve insan onuruna yakışacak bir şekilde cereyan etmiyor. Toplumsal cinsiyet bazen olumlu bazen olumsuz yansımalarla karşımıza çıkıyor. Bu rollerin kadına ya da erkeğe mağduriyet oluşturduğu durumlarda kültürel de olsa işte KADEM buna karşı çıkıyor.

Örneğin toplumumuzun bazı kesimlerinde tecavüze uğradıktan sonra sözde namusun temizlenmesi nedeniyle öldürülen kadınlar aslında bu duruma örnektir.

Burada failin cezalandırılması gerekirken, bu bedeli mağdur olan kadına ödetmek, herkesin hemfikir olacağı toplumsal cinsiyetin olumsuz bir tezahürüdür. Bizler KADEM olarak işte bu tür olumsuz sonuçlarla mücadeleyi görev biliyoruz.

Burada bizim beklentimiz Toplumsal Cinsiyet Adaleti gereği, kadın ve erkek rollerinin bir tarafa zarar vermeyecek şekilde tesis edilmesidir.

Kadın ve erkek arasındaki adaletin temelleri Hz. Peygamber tarafından atıldı

İnsanların hukuk önünde eşit olduğu ilkesi, herkesin hemfikir olduğu bir konudur. Lakin salt eşitlik kadın ve erkeğin yaratılıştan gelen farklılık ve zenginliklerine cevap veremediği için bizler Toplumsal Cinsiyet Adaleti tanımlamasını tercih ettik ve bu kavramı literatürde görünür kıldık. Örneğin anne olan bir kadının esnek çalışma saatleri hakkına sahip olarak çocuğuna vakit ayırabilmesini sağlamak, bu ilke gereğidir. 

Kadın ve erkek arasındaki adaletin kökleri ise Yaratıcının emir ve yasakları ile şekillenmiş, temelleri bizzat Hz. Peygamber tarafından atılmıştır. Onun öğretileri ve pratiğini hayata geçirmiş olan kadın ve erkek sahabiler bu alanda bizim rol modellerimizdir. Fakat bugün yaşadığımız sorunlar küreselleşen modern dünyanın sorunları. Bu nedenle bu sorunlarla bizden daha önce muhatap olmuş kadınların tecrübelerinden faydalanmak durumunda olduğumuz da bir gerçektir.

Duruşumuz net: Eşcinsellik sapkın bir eğilimdir

Toplumsal Cinsiyet derken eşcinselliği ya da cinsiyetsizleştirmeyi kastettiğimiz iması akla ziyan bir iddiadır. Düzenlediğimiz eğitim ve projeler aracılığı ile mücadele ettiğimiz bu konunun müsebbibi yahut destekçisi olarak görülmek, insafsızlıktır.

Burada bizim duruşumuz çok nettir: eşcinsellik ve benzeri akımlar yaradılışa aykırı, sapkın eğilimlerdir. Herkesin insan haklarına sahiptir ve bu haklar korunmalıdır. Ancak bu sapkın eğilimler inancımıza ve kültürel değerlerimize tamamen aykırıdır. Bunu tartışmak bile abesle iştigaldir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ: SÖZLEŞMENİN ELİMİZDEN ÇIKTIĞI İDDİASI KOMİKTİR

Bu sözleşmeyi adeta KADEM imzalamışçasına bir saldırı ile karşı karşıyayız. Birincisi: Bildiğiniz gibi bu sözleşmenin imzalandığı tarih 2011. O tarihte henüz KADEM kurulmamıştı. Dolayısıyla, Sözleşmenin bizim elimizden çıktığı iddiası en açık ifadeyle komiktir.

İkincisi: Uluslararası sözleşmeleri devletler imzalar. Biz bir devlet kurumu değil, sadece bir STK’yız. Bir sivil toplum kuruluşu olarak bu konuya bakışımız açıkça şöyledir:

İstanbul Sözleşmesi alternatifsiz değildir, alternatifsiz olan kadına şiddetle mücadeledir. Bu mücadelenin yasalarla uygulamaya taşınması gerekir. Bir STK olarak, kadına şiddet konusu çalışma alanlarımızdan biridir. Bu alanda devletin hukuku neyse ona göre hareket etmek; hukuki düzenlemenin uygulamadaki olumlu ve olumsuz taraflarını da raporlandırmak çok olağan bir durum.

İstanbul Sözleşmesi’nin de bizi ilgilendiren şiddet boyutuyla ilgili bir çalıştay yaptık. Burada amacımız sözleşmenin uygulamadaki sıkıntılarını tespit etmek ve önerilerimizi sunmaktı. Sözleşmedeki cinsel yönelim ve toplumsal klişelerden arındırma gibi ifadelerle ilgili şerhimizi bulunduğumuz ortamlarda her zaman ifade ettik.

Her ülke kendi örfi ve hukuki şartlarına göre uygular

Bununla birlikte bütün eleştirilere ve tartışmalara rağmen, bu sözleşme Uluslararası bir sözleşmedir ve bir üst metin mahiyetindedir. Bir çerçeve sunar, her ülke kendi örfi ve hukuki şartları içerisinde uygulamasını belirler.

Bizim kadına şiddetle ilgili temel duruşumuza gelince temel olarak şiddet dünyanın her yerinde, her çağda, ve toplumumuzda, kadın, erk k, çocuk, her kesiminde yaşanan bir sorundur. İlk kampanyamızdan beri “herkese karşı her türlü şiddete son” dedik.

Fakat yine tüm dünyanın gerçeği şu ki; toplumsal cinsiyet temelli şiddetin mağdurları büyük oranda kadınlardır. Aile ve şiddet kelimelerinin yanyana zikredilmesine gönlümüz elvermese de, maalesef aile içindeki şiddet vakalarının mağdurları da büyük oranda kadınlardır.

TARTIŞMAYA NEDEN OLAN KAMU SPOTLARI

Tüm erkekleri hayvanlara benzettiğimiz iddiası var. Ne münasebet! Kadın da erkek de bizim inancımıza göre eşrefi mahlukattır. Bizim bu kamu spotlarındaki hedefimiz çok açık bir şekilde, tüm erkekler değil, kadına şiddet uygulayan erkeklerdir. 

Yani bu kamu spotu şiddetin ne kadar korkunç olduğunu göstermek için yapılmış bir analojidir. Ve evet eşine şiddet göstermek, ölesiye dövmek insanı insanlıktan çıkaran bir durumdur. Odak noktamız buydu. Kadınında erkeğin de saygın olduğu bir toplum ancak sağlıklı bireyler yetiştirebilir. Şüphesiz ki bu saygınlık, şiddetle değil adalet, merhamet ve sorumluluk bilinciyle kazanılır. Bu bilince sahip olan herkes zaten bu toplumun baş tacıdır.

ÇOCUK YAŞTA EVLİLİKLER

Gerek kendi hukukumuzda, gerekse uluslararası hukukta 18 yaş altı bireyler çocuk kabul edilir.
Medeni kanunda evlenme yaşı aile izniyle 17, belirli şartların oluşması durumunda ise 16’dır. Dolayısıyla erken yaşta evlilik dediğimizde 16 yaşın altında, resmi ve hukuki olmayan evlilikleri kastediyoruz.
Erken yaşta evlilik, henüz hukuki olarak kendi sorumluluğunu taşıyamayan bir bireyin yuva kurmak gibi toplum için çok temel olan bir görevi üstlenmesidir. İkinci olarak ailelerin geleneksel alışkanlıklarla çocuklarını zorla evlendirmeleri de yaygın bir sorundur. Bu iki durumda da kurulan aile sağlıklı değildir. Sağlıklı bir aile kurulamaması da toplumsal düzen için ciddi bir sıkıntıdır. Genel olarak erken yaşta evliliklere bu nedenle karşıyız.

Fakat iki tarafın da rızasıyla erken yaşta kurulmuş aileler de toplumumuzun bir gerçeğidir. Bu ailelerin erkeklerine tecavüzcülerle aynı maddeden ceza verilmesi elbette adil değildir. Şüphesiz ki bu mağduriyeti gözardı etmedik, etmiyoruz.

Erken evlilik mağdurlarının affıyla ilgili yakın geçmişte hükümetin hazırladığı yasa tasarısına karşı çıkmamızın nedeni ise, gerçek mağdurların yanında istismarcıların da bu af kapsamına girebilme ihtimaliydi.
 Nitekim istismarcıların güç ve nüfuz kullanarak mağduru ve çevresini etki altına alması ve mağdur ile zorla evlenerek serbest kalması tehlikesine dikkat çekmek istedik. O gün yaptığımız açıklamada da söylediğimiz gibi, bahsettiğimiz tehlikeyi tamamen ortadan kaldıracak yeni bir af tasarısının gerekliliğine o gün olduğu gibi bugün de inanıyoruz. Ve bu alanda yapılacak bir çalışmaya elbette destek veririz.

Son olarak bu tartışmalar cereyan ederken gözardı edilen bir konuyadikkat çekme k istiyoruz.

Toplumumuzda 18 yaş altında gayri meşru ilişkiler yaygınlaşmaktadır. Bu ilişkilerin evlilik mevzubahis olunca suç, evlilik dışında vuku bulduğunda hukuki olarak görmezden gelinmesi de ayrı bir ironidir. Bu tür ilişkilerin ürettiği sorunlar ve mağduriyetler de ayrı bir çalışma konusudur.Hakkımızda yeşil feministler tarzı yakıştırmalar yapılmaktadır. Çok çeşitli feminizm akımlarından bahsedebiliriz ve herkes bu kavramı birbirinden çok farklı şekillerde tanımlar. Biz ise kendimizi feminizme göre konumlandırmıyoruz. Çünkü Müslüman bir kadın olarak feminizmin kazanımlarından çok daha köklü ve güçlü bir medeniyetin imkânlarına sahibiz.

Biz en açık tabirle kadınların insan hakları ve ailenin güçlendirilmesi için çalışan bir derneğiz.

Kaynak: Yenişafak
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum