Kenan ALPAY Kemalizm karşıtı Jakoben bir teolojist mi? !

Kemalizm'e yakınlaşan çevrelere ve Kemalistlerin yakınlaştığı çevrelere de tahammülleri yok..!! "Cumhuriyet kutlamaları dolayısıyla ortaya çıkan en absürt, en marjinal görüntü ve pratikleri kınayıp konuşmak doğal elbette. Ancak Cumhuriyet’in niteliğini resmi bayramlarda zuhur eden bir dizi çirkin pratiğe indirgeyerek ama daha kitlesel katılımlı olanları milli birlik ve beraberliğin teminatı sayarak konuşmak ne geçmişe ne de geleceğe dair sağlıklı bir konumlanışa vesile olmuyor ne yazık ki." diyen dinci jakoben yazar Kenan ALPAY'ın Kemalizm karşıtlığı kendisinin bir tatlı su teolojisti olduğunu göstermekle kalmıyor üstüne bir de yok artık ! pes... dedirtiyor...

Kenan ALPAY Kemalizm karşıtı Jakoben bir teolojist mi? !
03 Kasım 2021 - 17:57 - Güncelleme: 03 Kasım 2021 - 19:24
 
 

Geçmişi efsanelerle yaşatma, Kemalizm’e yanaşma inadı

03 Kasım 2021

Kenan Alpay İletişim: [email protected]

"Cumhuriyet kutlamaları dolayısıyla ortaya çıkan en absürt, en marjinal görüntü ve pratikleri kınayıp konuşmak doğal elbette. Ancak Cumhuriyet’in niteliğini resmi bayramlarda zuhur eden bir dizi çirkin pratiğe indirgeyerek ama daha kitlesel katılımlı olanları milli birlik ve beraberliğin teminatı sayarak konuşmak ne geçmişe ne de geleceğe dair sağlıklı bir konumlanışa vesile olmuyor ne yazık ki." diyen dinci jakoben yazar Kenan ALPAY'ın Kemalizm karşıtlığı kendisinin bir tatlı su teolojisti olduğunu gösteriyor.

Yeni Akit gazetesindeki bugünkü köşe yazısının bir bölümü aşağıda;
 

"Siyasal propagandalar çoktandır tüketim kültürünün asli unsurlarından biri sayılan reklam spotlarına bırakmış yerini. İdeoloji mümkün mertebe seyreltiliyor, söylem ve semboller olabildiğince sempatik ve dramatik müzikler eşliğinde varoluşsal ihtiyaçlar halinde takdim ediliyor. Reklam kültürü tüketimi teşvik etmekle birlikte hemen neredeyse siyasal kimlik ve duruşları, geçmiş ve geleceğe dair bakışları dahi tanzim edecek gücü de elinde tutuyor. Hangi ideoloji ve siyasal aktörün sempatik, kahraman ve olmazsa olmaz addedileceğine ilişkin tutum ve davranışları da hangi ideoloji ve siyasal aktörlerin antipatik, hain ve yıkıcı-muzır addedileceğini de artık ahlaki ve hukuki süreçler değil reklam yetenekleri belirliyor.

Reklamlarla yaşıyor, reklamlar gülüyor ağlıyor veya ölüyoruz. Tarihi dizilerle toplumu yumuşakça hizaya çekmek, bugünün siyasal ihtiyaç ve vazifelerine göre diziler ve reklamlar üzerinden tarih yazmak çok boyutlu getirisi olan stratejik bir faaliyet alanına döndü resmen. Sosyal medyanın anlık ve mesaj boyutu sınırlı ama denetimsiz alanından beslenmeyi marifet belleyen geniş kitlelerin hemen hiçbir meseleyi enine boyuna, tarafgirlik duygusundan sıyrılıp soğukkanlı bir biçimde usulüne esasına uyarak tart(ış)acak ne zamanı ne de mecali kalmadığına göre “atış serbest” zaten.

Cumhuriyet ve diğer resmi bayramlar tanzim edildiği tarihlerden bu yana kitle terbiyesini esas alan militarist ve şövenist törenler şeklinde tahakkuk etti. Resmi bayram ve törenlerin ilk ve nihai hedefi Ulu Önder’i her boyutuyla yüceltmek, saygı ve sadakat bildirimini yinelemekten ibaretti. Resmi ideoloji ve devlet sınıflarının soğuk, ürkütücü ve dayatmacı kültürü halkın resmi bayramlara ancak mecbur kaldığı, kaçamadığı durumlarda dâhil olmasının biricik sebebiydi. Ancak 28 Şubat darbe sürecinden itibaren popüler magazin figürlerinin (şarkıcı, manken, artist) gösterileriyle festivale evrildiği oranda resmi bayramlar genç kitleleri kuşatabildi. Askeri vesayetin korku salan ürkütücü karakteri biraz geriye çekilip vitrine magazin kültürünün yükselen yıldızları sürülünce kitlesellik artmış gibi göründü. Ama seçim sandıklarından Kemalist partiler değil yine muhafazakâr-dindar kesim zaferle çıkıyordu. Evet, Kemalizmin popülaritesi epeyce artmıştı ama ideolojik temelleri, söylem ve tutumlarından azımsanamayacak kadar soyunup sıyrılarak olmuştu bu gelişmeler!

Herkes Değişti, Bazıları Başkalaştı

Radikal devrimci Kemalizm’den mülayim evrimci Kemalizm’e geçiş nasıl yaşanmıştı, bir hatırlayalım isterseniz: “Genç Subaylar Tedirgin” ve “Tehlikenin Fakında mısınız?” kampanyalarıyla start verilen Cumhuriyet ve Bayrak mitingleriyle hızlandırılan Balyoz indirme planları suya düşünce İslami değer ve sembollere saygı, insan hakları mücadelesine sevgi, eğitim-öğretimde özgürlük kaşifleri olarak ortaya çıktı.

Ancak bu keşifler özellikle de 15 Temmuz sonrasında çift taraflı işledi. Kemalist sınıflar vesayet imkânlarını elden kaçırdıkları oranda İslami ve muhafazakâr değerlerle mücadelesini seyreltip yumuşatma yoluna girdiler.

 Diğer taraftan muhafazakâr siyaset ve kitleler de iktidar imkânlarını korumak ve kaybetmemek için Mustafa Kemal ve Kemalizmi kendi ideolojik ve tarihsel gerçekliğinden koparıp ezan ve iffet başta olmak üzere bütün İslami değer ve sembollerin muhafızı gibi tanımlamaya girişti.

" Öyle ki muhafazakâr siyaset kadroları kendi kültürel kodlarını da inkâr edip devlet, yargı, bürokrasi, sermaye gibi en netameli alanlarda dahi Kemalist referans ve refleksleri içselleştirme yolunda hızla ilerlemeye başladı.

Muhafazakâr cenah siyaset, devlet, toplum, akademi, sivil toplumuyla neyi hatırlayacağını da neyi unutacağını da Ulu Önder ve Resmi İdeoloji perspektifinden belirler oldu. Tarihsel ve toplumsal gelişmeleri laikleştirip ulusal kimliğe bağlama trendi yükselişe geçti. Toplumsal ve siyasal hayatın şeref ve özgürlüğe kavuşmasını doğrudan ve sadece Mustafa Kemal ve Kemalist devlet geleneğine bağlayarak hem beka kaygısının giderileceği hem de model ülke cazibesinin perçinleneceği öngörülüyor.

Böylelikle ulusalcı perspektifle iyice benzeşen, iktidarsız yaşanamayacağına ikna olmuş muhafazakâr siyasal kimlik de artık tarihi hakikatleri ortaya çıkarma, ana hatla-sapma arasındaki mücadele üzerine görüş belirtme, hukuk devleti söylemiyle çelişen teamüllerle mücadele etme yönündeki tüm gayretleri “bozgunculuk” şeklinde yaftalamayı marifet belledi.

Acı ama muhafazakâr siyaset, medya ve sivil toplum resmi ideoloji, semboller ve söylemlerin hakikati nasıl tahrif ettiğini tartışmaktan, zulüm ve ifsad politikalarının bizzat devlet eliyle nasıl tahkim edildiğini konuşmaktan imtina ettikçe duygu, düşünce ve davranış modelleri itibariyle iyice Kemalizme yanaştı.

Öyle ki; yirmi yıla yaklaşan iktidar sürecinde muhafazakâr çevreler seküler-ulus devletin asli sahibiymişçesine havalarına girdi, muhalifi ve mağduru olduğu Kemalist teamüllere meşruiyet ve zaruret atfederek geleceği teminat altına alabileceği üzerine hesaplar yapar oldu. Siyaset, bürokrasi ve sermayeden aldığı paylar büyüdükçe muhafazakâr-dindar kimlik belli sembollere bağlılıkla kayıtlayıp rahatlattı kendini ama seküler-ulusalcı hayat tarzı en çirkin halleriyle istikameti belirler oldu."

Türkiye Havadis


YORUMLAR

  • 0 Yorum