YAŞAM GERÇEKTİR
AYKURT NUHOĞLU

AYKURT NUHOĞLU

KONUK YAZAR

YAŞAM GERÇEKTİR

27 Kasım 2018 - 07:03

Gerçek nedir? İyiyle kötünün, doğruyla yanlışın ayrımı nasıl anlaşılır? Çizgi var mıdır?  Bizim bütün bu sorgulamalarda nasıl davranmamız gerektiği konusunda bir düşüncemiz var mıdır veya nasıl karar vermeliyiz? 

21.yüzyılın önemli konularından biri, bireyin karar süreçlerine katılırken nelere öncelik verdiği,  bireyin toplumla arasındaki ilişkiyi nasıl algıladığı veya tanımladığıdır. Bireyin toplumun önüne geçmesi, kendisini her şeyin önünde görmesi, toplumda yaşayan diğer bireylerin haklarını düşünmeden hatta aklına bile getirmeden davranması incelenmelidir.

Neden birey kendisini bu kadar önde görüyor? Neden temsiliyetin sadece kendi üzerinden yapılacağını düşünüyor? İnsanların neden sadece kendi odaklı bir yaşam bakış açısına sahip olduğu… Bu incelenmelidir.

Kapitalizmin en son aşamasında olan bir süreçten geçiyoruz. Sistemin kendini yenileyememesi, alternatif üretememesi devamlılığını zorlamakta, takviyeyle yürütülmesini sağlamaktadır. Dışarıdan suspanse edilerek suni bir şekilde devam ettirilen sistem, kendi iç değişimini de sağlayamamanın sıkıntısını sürekli omuzlarında hissetmektedir. 

Tüketici ve üretici arasındaki ilişkide para elden ele dolaşırken sermayenin dev firmalar elinde toplanması bunun en iyi anlatımıdır. Para yoksa hareket yok, hareket yoksa elinde para olanın parasının kıymeti yok. Mesele bunu anlamaktır.  

Sistemin tıkanmasıyla, iletişim araçlarıyla bireyin davranışları kontrol altına alınıp kişi toplumdan soyutlanmaya çalışılmaktadır. Sanal olarak yaratılan dünyanın gerçekle, yaşadığımız hayatla alakası yoktur. Tamamen hayali bir dünyadır.

Bu dünya bireyi içine çekip yalnızlaştırmaktadır. Bağımlılık derecesine ulaşan istekler öne çıkmakta, tüm ilişkileri yönetmektedir. Artık zaman isteklerin kölesidir, anlamı yoktur. Sadece istekler için çalışmaktadır. Ve bu istekler toplumu ileriye götüren istekler değil bireyi başkalarıyla aynılaştırırken diğer taraftan da yarıştıran isteklerdir. Bu arada birey aslında en kıymetli şeyini, asla geri alamayacağı zamanı farkına bile varmadan kaybetmektedir. 

İletişim araçlarının bireyi sanal bir dünyaya itmesi daha büyük yalnızlıklara neden olmaktadır. İnsanlar bu dünyada gerçekle yalan arasındaki ilişkide tehdit altındadır. İnsanların bu şekilde yaşamaya yöneltilmesi toplumlarda gerginlikleri arttırmaktadır. Bu gerginliklerde bireysel çıkışlar çözüm değildir. Bu çözümsüzlükler daha otoriter rejimlerin doğmasının yolunu açmaktadır. 

Toplumun gerçeklerinden, ihtiyaç ve önceliklerinden bağımsız bireysel kurtuluş hiç kimse için gerçek bir kurtuluş değildir. Aksine daha büyük yalnızlık, daha büyük sıkıntı, daha büyük çatışma demektir. Günümüz dünyasında birey ve toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanıp incelenmesi gerekmektedir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum