AĞLANACAK HALİMİZE GÜLMEK…
  • Reklam
HASAN KAYA

HASAN KAYA

YAZIYORUM

AĞLANACAK HALİMİZE GÜLMEK…

23 Ekim 2019 - 22:28

Ümmeti İslam’ın bugünkü halini gördükçe, Şairin: “Ağlamak güzeldir, gel beraber ağlayalım...” dediği gibi hıçkıra hıçkıra, avazımın çıktığı kadar, görürlerse ayıp olur mu demeden, içimi çeke çeke ağlamak istiyorum. 

Bu bir çaresizlik, teslimiyet, kabulleniş değil tabi ki. Aksine, yeni doğan çocuğun ciğerlerinin ilk defa oksijen ile temas ettiğinde canının yanması ile attığı çığlık gibi dirilişe başlamaktır.

Ağlamanın aksi eylem ise gülmektir ki, bu bir kabulleniş ve bu bir boş vermişliktir. Bu nedenle, ağlayarak silkinmek, kendimize gelmek ve Ümmetin bugün neden darmadağın bu kadar aciz ve esaretini kabullenmiş hale nasıl düştüğünün muhasebesi ile neleri yapmamız  icap ettiği  ile yüzleşmemiz gerekir. 

Sorumluluktan kaçmak, işin içinden sıyrılmak ve bana ne diye boş vermişlik ile hayatımızı devam ettirmek varken, lügatimize yabancı bu beylik laflar ile sorgulanmak, yüzleşmek de nereden çıktı demeden bir an önce kurtulup harekete geçmek için hıçkırarak ağlamak gerekir ki,  Ümmet olarak ciğerlerimize ve bütün uzuvlarımıza diriliş gelsin. 

Çünkü artık sorgulama, silkelenme ve yeniden diriliş zamandır. Kahraman Ordumuzun Suriye sınırındaki şer güçlere karşı başlattığı “Barış Pınarları”  harekâtında,  birkaç dost ülke dışında, bütün dünya devletleri ve din kardeşlerimiz dediğimiz “Arap Birliği” tarafından haklı mücadelemizde yalnız bırakıldık. 

İsrail’e karşı birleşemeyen “Arap Birliği” azılı İslam düşmanları ile birlikte Türkiye’ye karşı birleşiverdiler. Ortadoğu’nun başına bela olacak, Büyük İsrail projesinin taşeron örgütü PKK’ya karşı yapılan haklı mücadelemize sahip çıkmaları, desteklemeleri gerekirken Türkiye’yi utanmadan sıkılmadan kınadılar.  
Aslında, Arapların başındaki idarecilerin kendilerine ait bir yönetim fikirleri olmadığı ve Osmanlıyı, dolayısı ile Türkiye’yi ve Türkleri sevmediği bilinen bir gerçekti. Son olarak sınır ötesine yaptığımız “Barış Pınarı Harekâtında” takındıkları küstah tavırları malumun ilanı oldu.

 Osmanlının son dönemlerinde Arap Aşiretler, bugün uydusu oldukları batılı devletler ile birlik olup arkamızdan hançerlemişlerdi. Bunun sonucunda da Ortadoğu coğrafyasını işgal eden emperyalistler cetvelleri ile devletlerin bugünkü sınırlarını çizmiş, Osmanlı zamanında birer eyalet olan ve vali ile yönetilen yerler küçük küçük, parça parça, yutulmaya hazır lokmalar halinde devletçikler kurulmuştu. Bizler nasıl Osmanlıya söverek yetiştirilmiş isek, onlarda ayni şekilde Türk düşmanı olarak yetiştirildi. Sonuç ortada, emperyalist güçler ektikleri fitne tohumlarının ikinci meyvelerini toplamaya başladılar. 

Aslında bugünkü yaşananlar “ Tarihin tekerrür etmesinden” başka bir şey değil. Dün Çanakkale’de kimlerle savaştıysak,  bugünde Ortadoğu’da ve dünyada şimdi onlarla mücadele ediyoruz. 

Jön Türkler, İttihat ve Terakkiciler, Mandacılar, Azınlıklar, Mütareke basını ağzı ile konuşanların hepsinin ismi değiştirilmiş şekilde tarihteki aynı sıfatları ile bugünkü mücadelemizde karşımızda boy gösteriyorlar. Panislamizm, Pantürkizm fikirleri de karmaşa boşluğunda yeniden cilalanmış şekliyle halkın kulağına üflenerek servis edildi. Önümüzdeki günlerde kamuoyundaki tartışma ve ayrışma konularından birisinin bu olacağını bir yerlere not ediniz.

Ayrıca, Suriye sınırında değişik isim ve teşkilatlar olarak silahlandırılan teröristler, gündüz barış elçisi, gece eli silahlı İslam topraklarında volta atıp racon kesiyorlar. 

 Zaman zaman giydikleri üniformaları ve taşıdıkları bez parçası flamalar ile PKK, PYD, DEAŞ, İŞİD gibi değişik isimler altında algı yaratmak üzere sahaya çıkarak kafa karıştırıyorlar. 

Oysaki bunlar,  Bosna, Vietnam ve Afganistan gibi Ülkelere emperyalistlerin barış ve demokrasi getirmek için çıkardıkları iç kargaşada kayıp olduğu söylenen aslında emperyalist çetelerce kaçırılan kayıp çocuklardan oluşan paralı askerler olduğunun ve derenin taşı ile derenin kuşunun vurulduğu gerçeğini anlayıp herkes aklını başına almalıdır. 

Evet, Ümmeti İslam’ın durumu ve müntesiplerinin durumu bugün hiç iç acıcı değil. Çünkü İslam Coğrafyasında bunlar olur iken, bizler belki, “ Melekler, erkek mi? Dişi mi?” diye cahilce tartışmalar yapmıyoruz. Ama Ümmeti İslam “ Vefalı Türk’ü” beklerken, bizler kendi kendimize icat ettiğimiz incir kabuğunu doldurmayacak boş tartışmalara yoğunlaşırken çıkış yolunun, öznesi olduğumuzun farkında bile değiliz. 

Yiğit düştüğü yerden kalkarmış. Ama düşülene de gülünürmüş. Ümmetin düştüğü bu acıklı halimize de kıs kıs değil kahkaha ile gülüyorlar. Üstüne üstlük birde dalga geçiyorlar.

Ağlanacak halimize gülmek, boş vermek,  gibi bir lüksümüz yok. Bunun için bir an önce bu gafletten kurtulup artık kendimize gelmemiz gerekiyor.  

Yardımsever ve beyefendi kişiliğiyle tanınan müzik dünyasının sevilen ismi Nurdoğan Öz, “Sanatçı arkadaşlarımız sahne aldıkları mekanlarda şarkılarını bir gecede olsa Mehmetçikler için söylerse ne mutlu bize” diyor.

Mehmetçiklerimiz için anlamlı ve  örnek bir girişimde bulunan Öz “Sadece müzik dünyası değil birçok sektörün Mehmetçiklerimize desteklerini esirgememesi gerekir. ” şeklinde konuşuyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum