• Reklam
HASAN KAYA

HASAN KAYA

Yazıyorum

BOĞAZİÇİ'NDEN KÂBE'YE…

01 Şubat 2021 - 18:23

 
Boğaziçi Üniversitesine Rektör atanması ile ilgili bir grup öğrencinin (?) “Kayyum Rektör İstemiyoruz” diye başlattıkları protesto eylemleri küçük bir azınlığın haricinde kamuoyundan gerekli desteği görmedi. Aksine büyük bir tepki topladı. Bu nedenle de düzenlenen eylem ile istenilen kaos ortamına zemin hazırlayamadıkları için  LGBT’in  lojistik desteği ile çirkinleştirilerek sokağa taşındı.  

 
Güya resim sergisi adı altında sürdürülmeye çalışılan eylem, Müslümanların kıblesi, kutsalı, Kâbe-i Muazzamının resmine (!) sanat yaftası ile yapılan çirkin saldırı ile çığırından çıkmış bir hal aldı.   

 
Gezi kalkışmasında “Ağaç” bahaneydi. Boğaziçi kalkışmasında da “Rektör'ün bahane olduğunu eylemin sokağa taşınma tarzı ile çok net bir şekilde herkes tarafından anlaşılmış ve görülmüş oldu. Esas mesele hak aramak, farkındalık yaratmak falan değildi. Bütün mesele büyük kaosa zemin hazırlamak olduğunu sağır sultan da anladı.



Yoksa ömrü hayatında bir tek fidan dikmemiş, bir ağacın dibine bir avuç gübre koymamış, bir damla can suyu vermemiş, her yılbaşında milyonlarca ağacın kesilmesine, ülke ormanlarının teröristlerce yakılmasına tek laf etmemiş, nasipsizlerin Gezi Parkındaki ağaçlar ile ne işi olurdu ki? 

 
Bunun yanında ailesin ilkokuldan itibaren iyi bir Üniversite de okusun, güzel bir meslek sahibi olsun diye hiçbir fedakârlığı esirgemediği, gözünün içine baktığı, emek çektiği gencin, üniversitenin rektörünün, fakültesinin dekanının kim olduğu, kimin atandığı ile ilgili ne alakası olabilir ki?  
 

Dikkat ediniz, en masumane başlayan her gösterinin ve yürüyüşün altında mutlaka ve mutlaka bir çapanoğlu çıkıyor. Göstericilerin arasına sızan provokatörlerce polise küfür eden, yakıp yıkan bir eyleme dönüşüyor. 


Anayasal bir hak olan gösteri ve yürüyüşlerine birilerinin fırsatı ganimete çevirmek adına kaynak olup, provokatörlük yapmaya başladıklarından beri ülkemiz için bir kâbusa dönüştü.


 Boğaziçi Üniversitesindeki eylemlerde olduğu gibi başarısız olduklarında,  eylemler karşıtlarını fişliyorlar, vahşice, alçakça, edepsizce dini ve milli değerlere ve Müslümanlara çemkiriyorlar. 

 
Her nedense “düğün evinin tefçisi, cenaze evinin yasçısı” misali ekilmedikleri, çağrılmadıkları her yerde biten bu provokatörler, evlatları PKK tarafından dağa kaldırıldığı için HDP’nin önünde nöbet tutan Diyarbakır Annelerinin feryatlarını duymazdan ve görmezden geliyorlar? 
 
 
Türk halkı bütün yaşananları gözlemliyor ve izliyor. Gösteri, yürüyüş ve kalkışma eylemlerinde dönen dolapların hepsinin farkında. 

 
Kâbe Müslümanların kutsalı ve kırmızıçizgisidir. Ümmeti İslam ve ülkemiz zor bir dönemden, çok zor bir imtihandan geçiyoruz. Dinimize, kitabımıza, Kâbe’mize... Dini ve Milli bütün değerlerimize ve kutsallarımıza fütursuzca saldırılıyor. Dünyanın her yerinde Müslümanım diyenler, yerlerinden yurtlarından ediliyor, yaşam hakları ellerinden alınıyor. Akla hayale gelmedik eziyet ve zulümler yapılıyor.  

 
Ümmeti İslam sessiz bir çığlık ve çaresizlik içinde bekliyor... Kimisi, Ebabil Kuşlarını bekliyor, kimisi de Mehdi’yi bekliyor... Kimisi de “buda geçer yahu” tesellisi ile bekliyor.  

 
Sonuç olarak; beklemelerimiz, yaşadıklarımız, şahit olduklarımız, olaylar karşısındaki hal ve tavırlarımız, yaptıklarımız, yapamadıklarımız ile herkes amel defterinin sayfalarını öyle veya böyle dolduruyor... 


 Kimisi Hz. Muhammed (SAV)’in Ümmeti olabilmek için çabalıyor. Kimisi bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesi ile hayatını devam ettiriyor.  


Bunun yanında Ebrehe’nin, Ebu Leheb’in yoldaşı olmak için yörüngesini bu eksende çizmiş olanlar da eylemlerini ona göre gerçekleştiriyor... Kimisi de Lut Kavminin mensubu olmakla iftihar ediyor... 

 
Dine, Diyanete, Kitaba, Kâbe’ye güzel olan her şeye dün saldırıldığı gibi bugünde saldırıyorlar, yarında saldıracaklar... Bu taşkınlıkları neden yaptıklarını inanınız kendileri de bilmiyorlar, ama saldırıyorlar... Saldıracaklarda, hem de hayasızca, fütursuzca fırsat buldukça saldıracaklar... 


Esas mesele bizim bu saldırılarda hangi tarafta durduğumuzdur. Duruşumuz, söylemlerimiz kimin safında yer alıyor, kimin ağızı ile konuşuyor ve taşıdığımız su kimin değirmenine gidiyor... Lafa geldiğinde “Elhamdülillah Müslümanım” diyoruz; ama Boğaziçi’ndeki Kâbe-i Muazzama’ ya saldırı veya buna benzer olaylar karşısında Müslüman olmamızın gerektirdiği, Alla (CC) razı olacağı bizden istediği duruşu sergileyebiliyor muyuz? Diye kendimize sorduğumuz da alacağımız cevap çok önemlidir. 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum